su kristalleri

Bu yazıyı okuduktan sonra suyu besmele ile içeceğinize inanıyorum.Çok enterasan bir bilgiyle karşılaşacaksınız.Japon araştırmacı Dr. ’nun on yılı aşkın bir süredir gördükleri, suyun hiç de duyarsız, cansız, sıradan bir şey olmadığını düşündürüyor. Su sesi dinliyor, söze kulak veriyor, çevredeki duygu atmosferini yüzüne yansıtıyor. Deyim yerindeyse üzülüyor, ağlıyor, küsüyor, seviniyor, gülüyor, neşeleniyor, barışıyor Emoto’nun yaptığı çalışmalar su moleküllerinin ve atomlarının bir insan duyarlılığına sahip olduğunu ‘resm’en ortaya koyuyor. Emoto’nun bugünlerde dünyanın çeşitli şehirlerinde heyecanla sergilediği çarpıcı görüntüler herşeyi anlatıyor.

Dr. Emoto her bir maddenin kendine özgü bir manyetik alanı olduğu gerçeğinden yola çıkmış ve ilk olarak suyun manyetik alanını incelemeye başlamış. Emoto, herşey gibi, su moleküllerinin de manyetik alanının elektronların atom çekirdeği etrafındaki dönüşlerinden kaynaklandığını hatırlatıyor. Elektronların dönüşü ve dolayısıyla da suyun manyetik alanı, çevredeki ses dalgalarından etkilenebilir miydi? Konuşulan sözlerin içeriğinin olumlu ya da olumsuz olması suyun manyetik alanını ve dolayısıyla moleküler ve atomik yapısını etkileyebilir miydi? Emoto mikroskopla fotoğrafını çektiği su kristallerine bakarak, bu sorulara kesin bir “Evet” cevabı veriyor.

Emoto ve ekibi ilk olarak suya müzik dinletmiş. Bir miktar arıtılmış suyu birkaç saat farklı müzikler yayınlayan iki hoparlörün önünde bekletmişler, sonra bu suları dondurarak su kristallerinin fotoğrafını çekmişler.

Emoto’nun ekibi su moleküllerinin insan sözünün içeriğinden nasıl etkilendiğini görmek için Fujiwara Barajından topladıkları suya dua okumuşlar. Su kristalinin duadan önceki biçimi ile duadan sonraki biçimi arasında belirgin bir farklılık gözlemlemişler.

Suyun tüm bir hayatı yakından ve derinden etkilediğine dikkat çeken Dr. Emoto, negatif duygularla içilmiş suyun ya da negatif duygular yüklenmiş suyun canlı bedeni içindekilere adı konmamış zararlar verebileceğini belirtiyor. Canlı bedenleri büyük oranda su içerdiğine göre, negatif duyguların, sözlerin ve müziklerin kanser oluşumuna zemin hazırlayacak derin moleküler değişikliklere de yol açabileceğine dikkat çekiyor.

Bu bakımdan, siz siz olun, sevdiklerinizin ‘huyuna suyuna gidin.’ Tek bir sözünüzün ve hatta bakışınızın bile vücut kimyasını etkileyebileceğini aklınızdan çıkarmayın.
Japon bilim adamı Emoto’nun çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediğini ispat etmiştir. Su bu gezegendeki yaşamın kaynağıdır. Beden bir sünger gibidir ve hücre denilen, sıvı dolu trilyonlarca odacıktan oluşur. Yaşamımızın kalitesi sıvımızın kalitesi ile direk bağlantı halindedir. Su son derece uyumlu bir maddedir. Fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olur. Fakat değişen sadece fiziksel şekli değildir, moleküler şekli de değişir. Çevreden aldığı enerji veya titreşimler suyun moleküler şeklini değiştirir. Bu anlamda su sadece görsel olarak çevresel durumu yansıtmaz, aynı zamanda moleküler anlamda da yansıtır.
Bay Emoto görsel anlamda bu moleküler değişimi belgelemekte. Su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu altında inceliyor. Yapılan çalışmalar çevresel etkilerin suda yarattığı moleküler değişimi açıkça ortaya koymakta. Bay Emoto dünyanın değişik kaynaklarından alınan ve değişik durumlarda olan suyun kristalize şekillerinde birçok büyüleyici farklılıklar keşfetmiş. Akarsulardan ve kaynaklardan alınan su çok güzel geometrik şekilleri olan kristal desenler gösterirken, sanayi ve yerleşimin yoğun olduğu yerlerden alınmış kirli ve toksik su ile su borularında, depolarda bekletilen durgun su damıtılmış olsa bile kesin olarak şekilsel bozukluk ve rast gele oluşmuş kristal şekiller oluşturuyor.

 

messages03 Su Kristalleri ve Duamessages02 Su Kristalleri ve Dua
messages07 Su Kristalleri ve Duamessages08 Su Kristalleri ve Dua
messages09 Su Kristalleri ve Dua

Daha çeşitli fotoğraflara ve ek bilgilere, deneylerin nasıl icra edildiklerine  www.hado.nethttp://www.thank-water.net , http://masaru-emoto.net  adreslerinden erişebilirsiniz…

Ayrıca sitelerdeki bir kaç makaleyi okuduğumda, arada bir düzenledikleri toplu  dua törenlerinde “CHI” adını verdikleri enerji ile gökyüzünde bulut oluşturabildiklerini görmüşler. Dr.EMOTO  bu konuyu eski topluluklardaki, bizim köylerimizde halen var olan “YAĞMUR DUALARI” ile ilişkilendirmiş.

Örneğin bu dua törenlerinde su yüzeyi bozuk olan,hafif dalgalı nehir sularının dua törenlerinden sonra dupduru bir hal aldığını fotoğraflamışlar. Suya gösterilen resimlerin, yazıların bile etkileri incelenmiş.

http://www.thank-water.net/english/july25-2003/crystal.htm adresinde bu törenlerden önceki ve sonraki su kristalleri görülüp incelenebilir.

Bazı insanlar bu bilgileri öğrendikten sonra “NE yani şimdi de suyla mı konuşacağız” diyorlar ve olayı çok basite indirgeyip farkında olmadan kendilerini “bu güzel bilgi nimetinin” zihnel açılımlarından uzaklaştırıyorlar.

Farkında mısınız?

Su, insan hayatındaki belkide en önemli gereksinim, ayrıca VÜCUDUMUZUN %70 inin SU dan ibaret olduğunu da biliyoruz. Güzel sözler söyleyip güzel sözler dinlemek insanda eminim başka açılımlar yaratıyor. Kelimelerin insanın biyolojik bedenine  tesirleri var. Bana öyle laflar etti ki “vücut kimyam değişti”  diyoruz ya  bazen, işte bu konuda bununla ne kadar ilişkili değil mi?

İslamiyet inancımızda da güzel söz söylemek çok önemli.

Yunus demiş ya hani,

SÖZ ola “KESE SAVAŞI”, SÖZ ola “KESTİRE başı”,
SÖZ ola “AGULU AŞI”, “YAĞ ile BAL” ide bir SÖZ

Hz.Musa ya ALLAH, Firavuna hitabında yumuşak sözle hitap etmesini öğütlüyor. Ayrıntılı bilgi için http://www.kuranikerim.com/islam_ansiklopedisi/G/guzel_soz.htm adresine bakabilirsiniz.

Biz müslümanlar elimize aldığımız her NİMETE sükür ile bakarız, suyu içerken güzelliğini düşünürüz, önümüze gelen yemeğe ne olursa olsun nimet gözü ile bakar ALLAH’a şükrederiz. Sabah elimizi yüzümüzü yıkarken suyun güzelliğine ve varlığına şükrederiz. Her işimizde BESMELE OKURUZ. “Bu işi ALLAH adı ile ve “O ‘ nun adına” yapıyorum”, deriz. İşlerimize güzel hislerle başlarız.

Evdeki çiçeklerimizle güzel güzel konuşuruz. Çiçek büyütenler çiçeklerle güzel sohbetin farkını bilirler. Kuzuları,koyunları, tavukları, ördekleri olanlarda o canlıların sevildikçe daha bir farklılaştıklarını bilirler. Köpekleri olanlar bilirler ki köpek insanın bakışındaki hisleri bile algılar.

Türkler eskiden beri hastalarını güzel müziklerle tedavi etmişlerdir.Avrupa hasta olan insanı bunun içinde ŞEYTAN var diyip sopalarla şeytan çıkarmaya çalıştığı zamanlarda, Osmanlı  kurduğu Şifahanelerde hastaları güzel sözlerle,şifalı terkiplerle tedavi etmiş, güzel müzikler ve su sesleri ile insanların ruhlarına hitap etmiştir. Amasya darüşşifası bu konunun ilk uygulayıcılarından sayılır,1309 yılında yapımı bitmiş, http://www.amasya.gov.tr/http/bimarhane.asp adresinden bu darüşşifa incelenebilir.

Halen bu tedavi müzikleri yaşatan,insanlara seminerlerde anlatan ve malesef yine AVRUPA da daha çok ilgi gören bir topluluk var günümüzde. www.tumata.com adresinden hangi Türk musikisi makamının hangi hastalıklarda faydalı olduğunu öğrenebilirsiniz.Bu müzikler Tıp bilimine yardımcı bir alan olarak yurtdışında kullanılıyor. Şimdilerde ise TÜMATA grubu “DAHİ BEBEK” projesini başlatmış ve bebeklere dinletilmesi gereken müzikleri insanlara öğütlüyor.

İnsanlar görmedikleri şeylere inanmamaya meyillidirler , elbetteki zamanla insanın algılayamadığı ama gerçekte var olan ve teknoloji geliştikçe algılanabilecek olan unsurları belki ömrümüz yeterse görebileceğiz. “Ne yani etrafımızda dolaşan algılayamadığımız unsurlar mı var,güleyim bari ” diyenler için bu. Eğer bir radyonuz olsaydı çevrenizde yayın yapan radyoları dinleyebilirsiniz, onu da görmüyorsunuz ama inanıyorsunuz çünkü algılayabilecek araçlarınız var. Gözünüz mikropları görmüyor ama elektron mikroskopları bu bilgiyi size verebiliyor. Radar aygıtları göremediğiniz mesafelerdeki cisimlerden size haber veriyor. Bu bilgiler ne kadar 5 duyunuza yaklaştırılırsa o kadar inandırıcı oluyor. Marlo Morgan ın, “Bir Çift Yürek” kitabındaki Aborjinlerin telepati yoluyla birbirleriyle haberleşmesi, belki bir cihazla henüz tespit edilmediği için inandırıcı olmayabilir, fakat var mı derseniz evet var. Bizler  “Kalpten Kalbe yol vardır” ‘a da inanırız. Bazen arzuladığımız bir insanla yolda karşılaşırız. Tam bir insanı düşünürken telefonumuz çalar. Birini aradığımızda “gönlümden sen geçiyordun” der bazen bize.

MAYIS ayında açıklanan bir projede, bir fen lisesi öğrencisi olan  Nur KIPÇAK,  NAZAR(göz değmesi-bakış) ‘ın  varlığını ve etkiliği  yaptığı bilimsel  çalışmayla ispat etti. Bu öğrenci için “Maşallah”  dedi okuyanlar. “inşallah iyi bir ilim insanı olur” niyeti hepimizin gönlümüzden geçti. Seçtiği konu ise insanlık için daha önemliydi belki. Bu konunun ayrıntılarına  http://www.sabah.com.tr/2005/05/03/gun105.html  adresinden ve diğer başka adreslerden ulaşabilirsiniz.

Geçmişimizden gelen ve şimdiki insanların bağnaz adetler dediği, çoğu şeyin mantığının var olduğu zamanla ortaya çıkarılıyor.


 

Alanıma Ekle:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • E-mail this story to a friend!
  • Live
  • MySpace